MERAK, GÖZLEM  VE OKUMANIN BENİ GÖTÜRDÜĞÜ YER
                                                                      Okumak yok,yazmak yok,bilmeyiz eski yeni
                                                                       Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.                                                                   .                                                                                 Kemalettin Kamu
   Ellidokuz  yılının ocak ayında gözlerimi ilk açtığımda yürümüşüm kışın beyaz denizinde. Öyle diyor,tanyerine uyanan, gece gaz lambası ışığında çocuklarına  koyunlardan elde ettiği  yün ipliklerle kışlık çorap ören annem , her gece şaşmaz bir şekilde saatli maarif takvim sayfalarını ve kitap okuyan köy enstitülü babam.
  Gündüz dışarıda dağda,bayırda,çayırda oynayan biz çocuklar da akşamları radyo  tiyatrosu ve arkası yarınların müdavimiydik.Bir de çoçuk  saati programının.Kıyamet kopsa da o saat ve dakikada sihirli kutunun başında yerimizi alırdık.Günün teknolojisi o sihirli kutu yanında hiç kaldı benim için.
    Okul yaşım gelmeden çoğu çocuk gibi bende okuma-yazma öğrendim.Dokuz yaşımda yetmiş hindi ve yirmi tavuktan sorumlu bakan idim.on iki yavru ve bir anne tavuğu tilkiye kaptırdığım akşamı hiç unutmadım.Köy işleri ve tarım bakanlığı adı ile bir bakanlık vardı vaktiyle,şimdi var mı?bilmiyorum.Varsa gereksiz yere  akarsular üzerine baraj yaptırma istek ve coşkusunun sebebi nedir? neden HES’le bu kadar sevişirler bilen var mı? özgürlüğü; hindilerin  palamut ve alıç ağacı ile giydirilmiş dağlardan ovaya uçuşları ile fark edecektim ve bedelinin de ağır olduğunu.suya düşenler,ağaçlarda asılı kalanlar,kazığa denk gelip karnı delinenler.Uçmak sonsuzlıktu,uzayda atom zerreleri halinde yok olup gitmekti çok sonraları öğrendim.Kardeşlerimle boyumuzdan büyük taşları kaldırır,altında binlerce çeşit böceğin bir arada yaşadığını görür şaşardım,biri diğerini nasıl yok etmiyor diye.Bizim için tehlike arz eden çıyan ve kırkayağı anında öldürürdük el birliği ile.Dağdan yuvarladığımız kaplumbağaların hadi hesabı yoktu.Ağaçlara,taşlara çarpa çarpa gittiği son nokta sesi dün gibi kulağımda.Kabukları taş gibi incinmez sanırdık.Bir gün bir kurt’un biz dört kardeşle evcilik oynayacağı tuttu,kendimizi zor attık evin kapısına.Çayırdaki koyun kurda kurban oldu.Olayı camın arkasından izlerken gözlerimiz fal taşı gibi açıldı.
    Onbir yaşıma geldiğimde ,dağların soğuk tatlı sularını ve gökkuşağının her rengini barındıran ovayı arkama alıp uçtum Elazığ kentine,kondum üzüm bağlarına,öküz gözü şarap olarak büyüdüm adım adım.Özlemin ne demek olduğunu o yaşlarda öğrendim,kaldığım manastırda.Öyle öğretmenlerim oldu ki,her biri birer öykü gibi birer kitap gibi oku oku bitmez.Resim Hocam Nurettin Orhan,heykelleri Elazığ’ın can suyu.Yıldız Kurtuluş bir diğer resim hocam bir öykü anlatır haydi hoşunuza giden yeri çizin derdi.Şimdi anlıyorum ondaki derinliği,sorumluluğu.Lisede beni Pir Sultan ile tanıştıran ardına sürgüne gönderilen edebiyat hocam,hepinize bir yürek borcum var.Yine bu yıllarda yaz aylarında bir bal arısı olup uçardım ebeveyn dağlarına,gezintiye çıkardım babamın kitaplığında ,o zaman gözüme bir okyanus gibi görünen kitaplıkta.J.Paul SARTRE’nin’’ Hürriyetin Yolları ve Yıkılış ‘’adlı kitaba gitti elim,savaş ve aşk bu kadar güzel mi anlatılırdı.Savaşta aşk olur mu?diye sormuştum .Cevabı çok sonraları geldi.Aşk ve Müzik savaşı nötralleştirir.Yoksa nasıl geçer savaş yılları.Ardına İvo ANDRİÇ’in ‘’Drina köprüsü’’insan insana böyle işkenceler yaparmıydı hiç. Mitka Gribçeva ‘’seni kalk adına ölüme mahkum ediyorum’’ adlı romanda bir insan bu kadar dirençli ve kararlı olabilirmiydi.Ardına kitaplıktaki,konserve, reçel, turşu kitaplarının sayfalarında gezindim ardına dini kitaplar geldi.Merak yelpazesine bakın hele.
  Yüksek öğrenimde ; okuduğum kitaplardaki olayları sollayan anlara tanık oldum.Kum torbası gibi pencereden atılanlar,Capa’nın vurulan asker fotoğrafını aratmayan anlar,sebepsiz yere karanlık odalara tıkılanlar.Oysa ben okumayı insan olmanın yolu olarak seçmiştım. Kimdi insan? varoluş sebebi neydi?  ilk kez bu yıllarda sordum kendime.Yine bu yıllarda Orhan Veli,Nazım Hikmet,Pablo Neruda,Ahmet Arif’İn dizeleriyle tanıştım.Platonik aşklarla heba olan yıllar.
    Ve borçlu olduğum ülkeme hizmeti iade ile geçen yirmı yıl.Yurt içi uçuşlar yetmedi,onuncu yılda biraz mola deyip uçtum A.B.D ‘nin  Georgia  Eyaletine neler yapılıyor eğitim ve  fotoğraf ve diğer yaşamlar adına.Doksanlı yılların başında bilerek isteyerek geldiğim İstanbul kenti bir dünya kenti  her yönüyle.Bir kültür okyanusu .Film festivalleri ile dünya sinemasını tanıdım,o yıllar sinema ,opera-bale,tiyatro salonları benden sorulurdu.Yakında  kaybettiğimiz Eczacıbaşı’na da  yürek borcum var.Şuan başka bir yerde yaşamı düşlemiyorum.Çocukluğumun geçtiği dağlar ve ovalar bana öyle güzel renkler ve olaylar sundu ki bu renklerin içinde gezinmek istedim yeri resim atölyeleri idi.bende öyle yaptım.ilk resim dersimi Süleyman Erberk resim atölyesinden aldım yanılmamışım ortam büyüledi beni.Sonra Azarbeycan’lı  molalarda şiir okuyan ressam  Sabir Metheyevden aldığım dersler kurduğum dostluk bana başka kapılar araladı ,farklı kültürle buluşturdu.Ressam Rafet Ekiz atölyesi tam bir okul idi benim için her yönüyle.Doksanbeşli yıllarda İFSAK (İstanbul sinema fotoğraf amatörleri derneği)’ta fotoğraf seminerlerine katıldım  ,kendimi İlterişTezer siyah-beyaz  atölye çalışması içinde sabahlara kadar fotoğraf basarken buldum,uykusuz geçen günler ardına gelen sergiler,gösteriler.Fotoğrafı bir anlatım dili olarak seçtim.Göz-yürek-beyim üçlemesi ile çektiğim fotoğraflarım dış dünyadan alıp iç dünyamda yoğurduğum  düşlerimin,düşüncelerimin yansımasıdır.Fotoğrafın yetemediği yerleri fark ettiğimde yazıya  yöneldim.Feridun Andaç  yazı  atölyesinde buldum kendimi.Görseli, yazı ve okuma ile buluşturan, anlatımı yürek dili ile yapan Feridun Andaç ile iyi ki yolum kesişti.

                                                                                                                        Remi Ra
                                                                                                            Mayıs 2010-Üsküdar/İst

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder